Bugün köyde  yaşayan ve Güz Konağı bahçe bakımı ve çevre temizliği ile meşgul olan Karı-Koca nın diyaloğuna şahit oldum.  Kadın birçok kez olduğu gibi ağaçların tepesinde  meyveleri toplarken kocasının kafasına düşenlere koca önce şaşkınlıkla bir meyveye bir kadına bakmakla yetinir. Daha sonra peşinsıra gelenlere espirili bir şekilde  bu fırsatı değerlendirmesinin farkında olduğunu söyler. Karısı da  bu espirileri kullanarak en masum haliyle kahkahalar atıyordu. Derken  temizliğe başlayınca kocanın  şu süpürgeyi al da  şuraları süpürmekten başla diyen karısına cevabı sert oldu. Kadın önce hemen savunmaya geçerken sonra küstü. Hıh dedim, şimdi kriz başlıyor…

Derken kocası kadına bir direktif verince kadın hiddetli bir görüntü sergileyerek talimatı yerine getirirken; kocasının “ biliyormusun…sana bu hal çok yakışıyor” demesiyle kahkahalar havada uçuşmaya başladı. Sanki kadın da hzaır bu anı beklermişçesine dakikalarca birbirlerinin yüzüne bakarak, kah iki büklüm kah doğrularak gülüp durdular.

Bu bana en doğal haliyle kahkahayı, gülmeyi unutmuş  enerjileri olabilecek en düşük seviyeye düşmüş insanlarınbizlere geldiklerinde uyguladığımız bazı tekniklerden biri olan kahkaha terapisini hatırlattı.

Ne tuhaf değimli; bazıları zaman ve para harcayarak unutmuş oldukları gülmek gibi güzel özellikleri geri kazanmanın peşinde ve bazıları o hallerini kaybetmemiş en doğal haliyle (bu ara bir de mış gibi yapanlar var ya…en zorda olanlar da onlar farkında dahi değiller hallerinin) tadını çıkarmakta yaşamın. Bu insanların lüks arabaları, lüks mekanları, ayakabıya uyması gereken çanta  gibi odaklanmaları, kendilerini kafeslere yerleştiren kalıpları olmamış hayatlarında.

Bir oğlu bir kızı var , değerlisi. Bazen birlikte gelirler genelde kız la geldiklerinde şahit olurum; sohbetleri toprakla bitkiyle olan bildiklerini aktarırlar kızlarına, yanlarına çökmüş onları izlerken merakla bazen de yardım eder onlara. Bir aralıkta görürüm bir kitap almış eline oturmuş şezlonga kitabını okur. Arada kafasını kaldırıp kitabın üstünden anne, babayı izler,  ben de onu.  Ne kadar şanslısın Yavrucak ! derim içimden. Sen o okuldan bu kursa haftasonu alışveriş merkezlerine çekelenenlerden değilsin.

Şimdi  biraz düşünme zamanı…

Mutluluk?! Mutluluk aranmakla bulunmuyor, mutluluğun peşinde koşmakla yakalanmıyor. Olunuyor sadece mutlu olunuyor. Bu insanlar gibi hala içindeki çocuğun sesini duyarak, olduğun gibi davranarak içinde akan sevgiyi özgür bırakarak. Bu insanlar ilişkilerinde strateji oluşturmuyor,stratejilerin yollarında yaşamıyor sadece anı yaşıyor.  Kahkahalar bastırılmıyor, söylenmek istenen söyleniyor..kendince zerafet ve nezaketle, espiriyle. Kucaklamak isteniyorsa kucaklanıyor. Hesapsız kitapsız…şımarma, tepeye çıkarma riskini düşünmek  sahteliğinde  olmadan.  Oldukları gibi, olduğu gibi  sadece oluyorlar…

Çocuk oluyorlar,

Arkadaş oluyorlar,

Eş oluyorlar,

Anne – baba oluyorlar

Sadece o an neyse o oluyorlar ve sonucunda MUTLU oluyorlar, oldukları gibi..

Hz. Mevlana’nın dediği gibi;

“Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol”

Bırakalım etiketleri ve onların tariflerine göre yaşayıp kalıplarla var olmayı.

Dengeyle, hakkıyla yaşayalım…

Nasıl bu yaşam şartlarında … demeyelim ltf. Denge’de hepsi mümkün. Daha sonraki paylaşımlarımda buluşmamızda yeni pencereler açılabilir yaşama.

Yazar

Yorum Yaz