Kategori

Blog

Kategori

Nefes’ den bahsedişimiz bizi  “İnsan” olma yanıyla ilgilendirmekte.  İnsan’ı bir bütün olarak ele aldığımızda bir çok parametreler çıkıyor karşımıza. İnsan ruhuyla var…  insan bedeniyle var… insan düşünceleriyle var… davranışlarıyla var…  değerleriyle , enerjisiyle var…  Kendi dünyasıyla var.

Fakat  her şeyden önce insanı var eden diğer varlıklardan ayıran en belirgin özelliği seçim yapabilme yeteneğimiz, karar verme yeteneğimiz.  Hiç düşündünüzmü, kimsiniz?  İstediğiniz hayatımı yaşıyorsunuz? Mutlumusunuz? Nasıl oluyor da istediğimiz şeyleri hayatımıza katamıyoruz veya bazılarını katıp bazılarında başarısız oluyoruz? Peki  “ Başarı”… başarı nedir ? nasıl  başarılı olabiliriz veya  başarılı olmak bize ne veriyor?

Yaradılışda farkımız seçim yapma yeteneğimiz ise seçimlerimizi neye göre yapıyoruz.  Seçimlerimizle aynı zamanda sınavlarımızı veriyoruz. Ya öyleyse seçimlerimizi neye göre yapıyoruz?  Davranışlarımız, tepkilerimiz  de seçimlerimize göre oluşuyor…hayatımızı , yaşam standardımızı ve yaptığımız işi dahi belirleyen ne? İnanırız ki; şartlar bu hale getirmiştir bizi ve kocaman bir yanılgının peşinden gideriz. Oysa bizi biçimlendiren ne şartlar, ne çevre..

Bizim seçimlerimizi belirleyen yaşadıklarımızı bilinçaltımızda  kodlamalarımız, yani olayları anlamlandırma  biçimimiz, onlara yüklediğimiz anlamlar. Bu anlamları zihnimizde nasıl kodladığımız.

Aynı zamanda bu kodlar zihnimizde, hücre hafızamızda  neyse yaşanılan  o şey  ona dair inanç kalıbımız demektir. Yani bizim doğrumuz… O yüzden “doğru” olan da doğru olmayabilir . O size göre doğrudur ve bu yaşam sahnesinde içinde yer almak istediğiniz oyunu kendi doğru ve yanlışlarınıza  göre seçersiniz, bunlara göre oyunun içinde rolünüzü belirler hamlelerinizi gerçekleştirerek belki de yeni bir sahneye kaynak olur ve karşınızdakinin seçimlerinde olasılık olur onun sınavına kanal olursunuz… Kafanızı daha fazla karıştırmadan  seçimlerimizin yaşamımızdaki  yerini anlatmaya çalıştım. Bu konuyu daha  sonraki  bir yazımda “ Seçimlerimizi neye göre yaparız “ başlığıyla biraz daha açacağım. Ancak, şimdi Nefes ile alakasında  “Önce İnsan”  ‘a değiniyorum. Seçim yapma yeteneğimiz  İnsanın Ruh/ Beden /Zihin bütünlüğünde Zihin tarafında yer alırken,  düşünce kalıplarımız ve duygu dünyamız ile  bedende yansıma oluşturur. Bu hal ile  sağlığımızı doğrudan etkilemekte. Duygularımız ve düşüncelerimizin sağlığımızı  etkileyen en güçlü parametre olduğunu düşünüyorum.  Tabiiki zihin deki hal ve bedendeki hal ile Ruh burada olmaktan nekadar hoşnut . Ruh , beden ile bütünse huzuru getirir zihin huzurdaysa beden iyileşmededir .Ruhun bu dünyaya açılan kapısıdır beden.  Kısacası, Ruh bedende, zihin bedende, beden zihin ve Ruh’da , ancak hepsinde doğrudan olan nedir? Bu bütünün her halinde,  her anda olan NEFES’tir. Nefesimiz bizim şifamızdır. Nasıl Nefes alıyorsak öyle yaşıyoruz.  Bunun anlamı ne deiyorsanız bir sonraki sizlerle paylaşımımda buluşalım diyorum. “Bir sonraki yazımda Nasıl nefes alıyorsak öyle yaşıyoruz”  un açacağım sizlere

Huzur ve Sevgi olun her daim.

 

 

Hiç düşündünüzmü? Nasıl oluyor da yapmak istediğimiz birçok şeyi yolda yürümek kadar kolay yapamıyoruz veya nasıl oluyor da bir eylemde her insan aynı başarıyı gösteremiyor? Ya da niçin aynı olaya şahit olan birçok insan olayı farklı değerlendiriyor. Aynı filmi izleyen farklı farklı insanlar yine farklı yorumlarda bulunuyor, oysa film aynı film.

Bir soruyu farklı 10 kişiye sorun aynı soruya  10 farklı cevap alırsınız. Şimdi bir soru soralım 35 yaş nasıl bir yaş? 10 kişi de size farklı şeyler söyleyecektir? Farklı söyleneceklerin içinde belki de en çok “yolun yarısı” tanımı cevaplar içinde yer alacaktır. Neden biliyormusunuz. Herkesin farklı kodlamaları yanısıra toplumda 35 yaşın ömrün yarısı olduğuna dair yılarca dile gelen bir söylem vardır ve insanlarda bu artık farkındalıksız kalıp oluşturmuştur.

Farklı olan nedir? Ya da bizi farklı yapan nedir? Hayatımızı yaşam standardımızı belirleyen nedir?

Bütün bu farklılıklar olayları bilinçaltında kodlama biçimiz kaynaklı  olayları anlamlandırma biçimimiz…

Olanı anlama şeklimiz… Onları zihnimizde kodlama şeklimiz.   İste böyle…

Bizi biçimlendiren çevre veya olan biten değil bizim birşeylere yüklediğimiz anlamlarla alakalı. Hepsi biz kaynaklı…Ancak biz kolayı seçip sonunda,  bizi şartlar bu hale getirdi diyerek sorumluluğu üzerimizden atmak oluyor.

Aynı yaşta iki insanın yaşlarıyla ilgili düşünceleri farklıdır, aynı sınava giren iki öğrencinin davranışları ve düşünceleri farklıdır. Niçin? Oysa olay aynıdır. Çünkü farklı olan olay değil o olayı nasıl yorumladıkları, hangi anlamlarla o olayı kodladıkları ile alakalıdır.

Olayları nasıl anladıklarıyla farklılıklar oluşur. Hiçbirzaman sorun çevrede, ailede, şartlarda değil. Bunlar mazeretlerimizdir. Nezaman cümleniz evet, ama…. Diye başlar, kabullenişte kaçış başlamıştır.

Hatta daha keskin bir örnek vereyim; iki kişi aynı anda babasının ölümünü yaşar fakat her iki insanda da farklı tepkilerin verildiği görülür. Her ikisi de acılarını farklı dile getirirler. Birisi çok sarsılır diğeri daha soğukkanlı davranış şekli sergiler. Babayla paylaşım, yaşanmışlıkların ışık tuttuğu bu ilişkiye yüklenilen anlam dışarıya yansımaktadır.

Bize derdini açan birine  sergilediğimiz  aksine bir davranış ve düşünce şekliyse  “sen beni anlayamazsın sen benim ne çektiğimi bilmezsin…senin tuzun kuru” gibi  yorumlarla karşılaşabiliriz. Doğru… anlayamaz çünkü o yorumunu kendiBilinçaltında kodladığı anlamlarla yapar. Oysa herkesin sorunları vardır ve herkez zorluklarla karşıkarşıya kalır. Aslolan bu sorunları göğüsleme, karşılama biçimimizdir.  Birçok çalışmalardan bahsedilmekte bilinçaltı kayıtlarını dönüştürmekle alakalı. Bunlar bilinçaltına kodladıklarımızla alakalı dönüşümü gerçekleştirmekte başarılı çalışmalar olmakla birlikte yaşamın devamında sorunları göğüsleme biçimine dayalı olarak  olanı anlamlandırma bicimizin değişmesidir sözkonusu olan.

İnsan davranışları hakkında nekadar çok bilgiye ve algıya sahipse yaşantısı okadar düzenli olur ve rahatlar.  Davranışlarımız  tamamen bilinçaltındaki inançlarımız kaynaklıdır. Siz istediğiniz kadar ben kendime güveniyorum deyin  davranışlarınız sizin gerçekten kendinize güvenip güvenmediğinizi yansıtır.  Bu bilinçaltı kalıplarımız ne yazıkki biz farkında olmadan algının başlamasıyla varlığımıza girer.  Zihnimizin görsel, işitsel duyusal ipuçlarını birleştirerek ortaya çıkarttığı  duygu ile oluşan hislerimizin oluşturduğu kalıplar bilinçalımıza inançlarımız olarak  damga vurur.

Bu yüzden ne hissediyorsak ve ne yaşıyorsak inanın bizimle alakalıdır. Bizdeki anlamıyla alakalıdır. Dışarıdakini değiştirmeye çalışmak yerine böylesi emek harcamak yerine kendimizi değiştirmeye yönelik harcayacağımız emeğin sonucunu kesin almaktayız.  Hem de  sadece kendinizi değiştirmekle dönüşen siz olmayacak çevreniz ve hayatınızda olanların da değişimine şahitlik yapacaksınız.

İşe mevcut kalıplarımızı değiştirmekle başlayıp sonrasında yeni olumlu, yapıcı kalıplar edinmek olmalı gelişim.

Yüklediğiniz olumlu anlamların size bütününde yepyeni bir görüş penceresi açacağından emin olabilirsiniz.

Olumsuz düşünceler olumsuz hadiselerin oluşumunu sağlar.  Örneğin sınava girmeye hazırlanan bir çocuk kendine güveni yoksa eğer ,  kazanamayacağım hissiyatıyla  sınava girdiğinde sınav sonunda “bildiğim soruları yapamadım” diye  üzüntü yaşar.

Çocuğunuza “ oğlum /kızım biliyorum kazanacaksın inşallah yaparsın” dediğinde bilinki çocuk kazanacağına inanmayacaktır çünkü siz de inanmıyorsunuz. İnanarak söylediğiniz herşeye karşınızdakini de inandırırsınız.

Kurumlarda satış ile görevli çalışanların başarılarında önemli parametrelerden biri  sattıkları ürüne olan kendi inançları olmaktadır.  Aynı olgu tedavi yöntemlerinde de uygulanan  ve çok olumlu sonuç alınan plasebo etkisinde yaşanmaktadır. İyileşeceğine inanan hasta tedavi sürecine en büyük katkıyı sağlar.

Bilinçaltımızla bağlantı kurarak öğreniriz, çünkü tüm öğrenme fonksiyonlarında bağlantı kurmak yatar. Bilinçli ve bilinçdışı farketmez bütün öğrenme fonksiyonlarının temelinde bağlantı kurma yatar

Bunun ne anlama geldiğini bir sonraki yazımızda açıklamaya çalışacağım

Bir sonraki yazımda devamında buluşmak üzere sevgi ve Huzur olun

 

İnsandaki öğrenme fonksiyonlarının temelinde bağlantı kurmak yatar . Bilinçdışı bağlantılar çok daha güçlüdür.

Bağlantı dediğimizde neden – sonuç ilişkisinden bahsederiz. İnançlarımızın temelinde de  neden sonuç bağlantılar  rol oynar.

Yaşamımızda deneyimlerimizin oluşturduğu duygu halimiz bizde bir referans oluşturur ve daha sonra bu referansın temeli üzerine ilave inanç kalıplarımızı oluştururuz.  Hatta kendimiz  sonucu  seçer ve sonuca yönelik nedenlerin zeminini hazırlarız. Kendini gerçekleştire kehanet denilen noktaya geliriz.

İnsanlardan kendimize  iyi gelmeyen aksiyonlarla karşılaştığımızda , tepkiler sinir ağları üzerinden sinyaller halinde beynin duygu  merkezine bilinçdışı tepki olarak ulaşır  ve güçlü bir duyguya sebep olur. Bu referans kalıp bundan böyle olanla ilgili inanç kalıbımızı oluşturmuştur.

Örneğin; “İnsanlara güven yok”  gibi bir kalıbı bu yol ile edinmişizdir. Bu kalıp şu an bir sonuçtur ve nedenleri başka sonuçlardan oluşur.  Bir kez insanlara güven yok kalıbına sahipseniz bundan böyle insanlara şüphe ile yaklaşacağınız yüksek muhtemeldir. Şüphe ile attığınız her adımda istediğiniz kadar bilinçli bir kararlılık sergilemeye çalışınız kendinizin emin olmadığınız bir konuda mutlaka ses tonunuz, beden diliniz veya kullandığınız kelimeler ile karşı tarafa şüphe halini hissettirirsiniz. Derken karşınızdakinin size yaklaşımı  “şüphe” ye karşı onun referanslarının yeraldığı yaklaşım şekli olacağından size yansıyan onun nekadar güvenilmez olduğuna dair hissiyatınızdır. Ve siz ; “ bak söylemiştim işte ….insanlar hiç güvenilir değiller” diyerek bir de nekadar haklı olduğunuz sonucunu oluşturursunuz. Aslında sizin nedenlerinizle siz farketmeden kehanet kendini gerçekleştirmiştir.

Bir hocamızın güzel bir örneği vardır:

Bir hanımlar toplantısında hanımın biir eşinin onu aldattığına dair deneyimini paylaşır.  Başka bir hanım şüpheye düşer ve eve gittiğinde duyduklarından feyz alarak ( duydukları kendi referanslarında yer almış bazı kalıpları içermekte olmalı)  eşinin davranış ve halini takip etmeye başlar. Eşi birkaç gece eve geç gelmiştir ( üzerinde çalıştığı bir proje gereği uzun toplantılara katılma gereği olmuş) ve kadın hemen soru yağmuruna başlamış  “ nerden çıktı şimdi bu geç gelemeler? Ne bu yoğunluğun sebebi böyle? Niye hiç bugüne kadar yoktu “  der ve eş’de de aynı olumsuz  yaklaşımın zeminini hazırlar.

“Canım,  işte güçteyiz… asıl bu sorular nerden çıkıyor şimdi….”  Gibi ve derken artan bir dozla evde huzur kalmaz eş gerçekten artık eve herkes yattıktan sonra gelmekte bulurçözümü.. Ofiste gün içindeki işleri artık mesayi saati sonrasına bırakır ve herkes gittikten sonra çalışmak keyif hal almaya başlar. Derken ofiste geç saatlere kadar çalışan bir hanım mesai arkadaşına sorunlarından bahsetmeye başlar ve zaman içinde ikisinin arasında duygusallık oluşur. Erkeği dinleyen ona duymak istediklerini söyleyen ona haklı olduğunu hissettiren ve egosunu besleyen bir kişilikte erkek kendini huzurda bulmaya başlar, artık birliktelikleri söz konusudur ve erkek boşanmaya kadar gider ve eşiyle  evliliği biter.

Evliliği biten kadın “ Allah karşıma o toplantıda o kadını çıkarttı da gözüm açıldı. Nasıl uyandım bana ihanet ettiğini yoksa hiç öğrenemeyecektim. Bunları hak etmedim.   Ben saçımı süpürge ederken o….

….”  Ve bu yeni birçok inanç kalıbının oluşumunu meydana getiren yeni nedenlerin sıralanışı alır başını gider.

Kendi seçimleri ile referansları ve kalıpları ile kadın sonucu gerçekleştirmiştir.

 

Bu tabiikibirçoklardan bir örnek fakat inanç kalıplarımız bukadar güçlü etkendir varlığımızda.

İnanç kalıplarımızı değiştirmek mümkün mü? EVET…. KOCAMAN BİR     E    V     E    T

Nasıl?

Bu da aslında yolculuk içinde bir yolculuk. Yine İnsan olmak, farkındalık…. Gibi ana parametrelerden geçiyor. Önce inanç kalıplarımızın farkında olmalıyız. Sonra kalıplarımzın yerine koymak istediğimiz yeni kalıpları belirleyip bilahare bunlara yönelik çok çeşitli bilinçaltı çalışmalarını yapabiliriz.

Fakat en azından yukarıdaki örnekten bilinçli bir halde alacağımız;  ne olur bizzati şahitlik etmediğimiz her olguya farklı açılardan da bakabilmeyi deneyelim hemen kendi hikayemizi oluşturmayalım. Bırakalım gerçekten akış göstersin bize ne gösterecekse.

Yine hikayede; gerçekten koca başlangıçta aldatmış olsaydı sonuçta ne değişeceketi?   Hiçbirşey… yine aldatan koca ve aldatılan eş olacaktı. Ancak bu şekilde olmayanı hikayeleştirerek, sahte duygu yaratarak, stratejik eylem planı hazırlayıp gereksiz hadiselere zemin hazırlayarak olmayanla  gerçeklik inşa edilmiş oldu. Bu hemen hemen her konuda böyledir. Bırakalım yaşam bize gerçekle kucak açsın. Onun sürprizlerinden keyif almaya bakalım.

Temennim herkes için sahteden uzak, gerçekte An’da bir yaşam olsun.

 

Sevgi ve Huzur olsun

Niyetimizdir aslolan. Niyetimizin farkında olmamız onemli.

“O” nun terazisi eylemlerimizi niyetimize göre tartar.Kötü niyeti olan

Eyleme geçirme fırsatı olmasa da kötü niyetinin etkilerine katlanacaktır.

Aynı şekilde niyetinde iyilik barındıran da çabasına rağmen eyleme dönüstüremese

Dahi kalben iyiliğinin mükafatını alacaktır.

Hep merak etmişimdir niçin yemin edilir diye. “O” her şeyi bilen ve duyan bizlerin bilmediğini dahi bilen kaynak bildikten sonra birilerini bir şeylere inandırmak adına yenin etmek de neyin nesi…

Kendinin dahi eminlikte olmadığının göstergesi olabilirmi? Veya Vallahi ……….

Eminsem ve kendim doğruluğundan kimseyi inandırmak gibi mecburiyeti olmadığından başkalarını da inandırmak gibi zorunluluğum olmayacağından ne gereği var yemine.  Ancak başkalarının onayına ihtiyaç halinde ve/veya kendi bilinçaltı inanç kalıbıma aykırılığı sözkonusu ise hususun  yemin baş gösterir…

Öyle ya da böyle anlamsız ve tezat buluyorum yemin etmeyi. “ Bak benim en değerlim ve o en korktuğumuz Allah ın  (Vallahi)  hakkı için Allah tanıktır ki…. Eeee, “O” ki, tanıksa ve biliyorsa sözüme inanmak ya da inanmamak senin sorunun dur. Yalan söylemek ise söyleyenin sorunu, yalan söylemenin sorumluluğu söyleyende, “O” biliyorsa yalan söylemekle kim kandırılır? Tabiî ki söyleyen kendini kandırır ve de kendine en büyük haksızlığı eder ve bedeli nasıl nezaman ödenecekse illa ki; kendi öder….

Kalem Sures 10. Ayet; Çokça yemin eden bayağı/alçak olana uyma

Bilinsinki.; çokça yemin edenin gerçeğinde sıkıntı vardır

Her yemin etmeye  yöneldiğinizde sorulacak soru

Gerçekten ihtiyaç varmı?

Söylediğim kabulumdemi?

Öyleyse, söylediğimden sorumluyum.

Söylediğimden ve nasıl söylediğimden ve bunlara temel niyetimden sorumluyum. Karşımdaki aldığının sorumluluğunu taşır.

Kendi(mize olan) Eminliğimiz uzak tutsun yeminden bizleri.

Alan isem yemin ettirmem, neyse odur… Ya güvenirim doğruluğuna ya aldığımda niyetimin ve düşüncelerimin sorumluluğunu göğüslerim. Karşımdakinin yeminine kanal olmamayı seçerim.

Doğru ve dürüstlük yolumuz olsun.

Sevgi ve Huzur olun.

 

Bugün köyde  yaşayan ve Güz Konağı bahçe bakımı ve çevre temizliği ile meşgul olan Karı-Koca nın diyaloğuna şahit oldum.  Kadın birçok kez olduğu gibi ağaçların tepesinde  meyveleri toplarken kocasının kafasına düşenlere koca önce şaşkınlıkla bir meyveye bir kadına bakmakla yetinir. Daha sonra peşinsıra gelenlere espirili bir şekilde  bu fırsatı değerlendirmesinin farkında olduğunu söyler. Karısı da  bu espirileri kullanarak en masum haliyle kahkahalar atıyordu. Derken  temizliğe başlayınca kocanın  şu süpürgeyi al da  şuraları süpürmekten başla diyen karısına cevabı sert oldu. Kadın önce hemen savunmaya geçerken sonra küstü. Hıh dedim, şimdi kriz başlıyor…

Derken kocası kadına bir direktif verince kadın hiddetli bir görüntü sergileyerek talimatı yerine getirirken; kocasının “ biliyormusun…sana bu hal çok yakışıyor” demesiyle kahkahalar havada uçuşmaya başladı. Sanki kadın da hzaır bu anı beklermişçesine dakikalarca birbirlerinin yüzüne bakarak, kah iki büklüm kah doğrularak gülüp durdular.

Bu bana en doğal haliyle kahkahayı, gülmeyi unutmuş  enerjileri olabilecek en düşük seviyeye düşmüş insanlarınbizlere geldiklerinde uyguladığımız bazı tekniklerden biri olan kahkaha terapisini hatırlattı.

Ne tuhaf değimli; bazıları zaman ve para harcayarak unutmuş oldukları gülmek gibi güzel özellikleri geri kazanmanın peşinde ve bazıları o hallerini kaybetmemiş en doğal haliyle (bu ara bir de mış gibi yapanlar var ya…en zorda olanlar da onlar farkında dahi değiller hallerinin) tadını çıkarmakta yaşamın. Bu insanların lüks arabaları, lüks mekanları, ayakabıya uyması gereken çanta  gibi odaklanmaları, kendilerini kafeslere yerleştiren kalıpları olmamış hayatlarında.

Bir oğlu bir kızı var , değerlisi. Bazen birlikte gelirler genelde kız la geldiklerinde şahit olurum; sohbetleri toprakla bitkiyle olan bildiklerini aktarırlar kızlarına, yanlarına çökmüş onları izlerken merakla bazen de yardım eder onlara. Bir aralıkta görürüm bir kitap almış eline oturmuş şezlonga kitabını okur. Arada kafasını kaldırıp kitabın üstünden anne, babayı izler,  ben de onu.  Ne kadar şanslısın Yavrucak ! derim içimden. Sen o okuldan bu kursa haftasonu alışveriş merkezlerine çekelenenlerden değilsin.

Şimdi  biraz düşünme zamanı…

Mutluluk?! Mutluluk aranmakla bulunmuyor, mutluluğun peşinde koşmakla yakalanmıyor. Olunuyor sadece mutlu olunuyor. Bu insanlar gibi hala içindeki çocuğun sesini duyarak, olduğun gibi davranarak içinde akan sevgiyi özgür bırakarak. Bu insanlar ilişkilerinde strateji oluşturmuyor,stratejilerin yollarında yaşamıyor sadece anı yaşıyor.  Kahkahalar bastırılmıyor, söylenmek istenen söyleniyor..kendince zerafet ve nezaketle, espiriyle. Kucaklamak isteniyorsa kucaklanıyor. Hesapsız kitapsız…şımarma, tepeye çıkarma riskini düşünmek  sahteliğinde  olmadan.  Oldukları gibi, olduğu gibi  sadece oluyorlar…

Çocuk oluyorlar,

Arkadaş oluyorlar,

Eş oluyorlar,

Anne – baba oluyorlar

Sadece o an neyse o oluyorlar ve sonucunda MUTLU oluyorlar, oldukları gibi..

Hz. Mevlana’nın dediği gibi;

“Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol”

Bırakalım etiketleri ve onların tariflerine göre yaşayıp kalıplarla var olmayı.

Dengeyle, hakkıyla yaşayalım…

Nasıl bu yaşam şartlarında … demeyelim ltf. Denge’de hepsi mümkün. Daha sonraki paylaşımlarımda buluşmamızda yeni pencereler açılabilir yaşama.

Büyüyen Yaşamlar, gelişen Dünya, ve yaşamımızın olmazsa olmazı olan Teknoloji nin varlığıyla “İnsané da değişime uğradı.

Aslında belki de değişime uğradı demek çok da doğru olmuyor, insan fıtratından uzaklaşıp robotlaşmış bir hal aldı. Okadar ki;  duygular dahi farklılaştı. Duygusal  yanımızda ölçeklerin değiştiği gibi sevgi temelli duygularımız gittikçe azalarak yerini korku enerjisi temelli öfke, kıskançlık, kaygı, benzeri temelli duygular alıp hislerimizde nefret, kin, hırs benzeri başgöstermiştir. Duygu, düşünce, hislerimiz nekadar olumsuzdaysa davranış ve eylemlerimiz de okadar olumsuzda kendini göstermekte. Uzun sözün kısası; yaşam, hayat , ömür içinde yüklediğimiz anlamlar dünyamızı cehenneme çevirmekte. Çünkü içinde yaşadıımız dünyayı kendi dünyamızdan görüp, kendi dünyamızdan yorumlayıp  buna göre yaşamaya çalışmaktayız….

Yok böyle bir dünya!  Olan nedir ozaman?

İnsan Nedir?

Niye Varız Yaşamda?

Mutlu OL’mak…..

Saadet OL’mak…

Huzur……

Bedenim….

Ruhum…..

Yaşadıklarım…

Biz…..

Sosyal Toplum….. İçindeki hallerim……   Kimliklerim….

Gibi aslında Varolmanın parametrelerini oluşturan ve bunlara dair alt parametrelere de inerek Bütüne dair ve bütünle Bir’likte Güzin’i anlamaya doğru çıktığım yoldan deneyimlerimi paylaşmak istiyorum.

Deneyimlerimle rehber olabilme niyetindeyim.

Amaca yöneliş içinde yer alan araçları paylaşmak isteğimle oturum , eğitim  formatında toplantılarda buluşarak farklı ölçekte gurup çalışmaları oluşturmaktayım.

Bireysel çalışmalarımda özellikle kanser, panik atak, takıntı, bağımlılıklar üzerine bireysel çalışmalar  yapmaktayım.

Kurumların gerek insan kaynakları departmanına destek vermek gerekse farkındalık kazandırmak adına kurum yönetimiyle projelendirdiğimiz işbirliktelerinde bulunmaktayım, danışmanlık yapmaktayım.

Aşağıda belirttiğim düzeyde almış lduğum eğitimlerle sahip olduğum donanımın gereği çalışmalarımda kullandığım tekniklerin içinde ; Nefes alma ve verme teknikleri, Beyin Theta dalgalarıyla bilinçaltında program halini almış yaşama dair  inanç kalıplarımızda dönüşüm çalışmaları , Enerji uygulamaları ve NLP Teknikleri yer almakta.

(*) Eğitim aldığı Kurumlar / sertifikalar

“ Liderliğin ve Başarının Prensipleri” – NART RİSK MANAGEMENT ACADEMY
Eğitmen: Svagito Liebermeister

Neuro Linguistic Programming Practitioner – NLP Richard Bandler
Eğitmen: Phillip Holt

Neuro Linguistic Programming Master Practitioner – NLP Richard Bandler
Eğitmen: Phillip Holt

USUI REIKI – 1st degree & 2nd degree – Abundance/Prosperity Reiki Attunement
USUI Shiki Ryoho eğitmeni : Enis Çelenk

Transformational Breath Foundation (Transformal Nefes Vakfı)
Eğitmen:
I,II, III ( Temel Eğitim) – Sibel Kavunoğlu
IV ( Uygulayıcı Uzman) – Dr. Judith Krawitz
V (Eğitmen Eğitimi) – Dr. Judith Krawitz

THETA Healing Basic DNA – Theta Healing Institute of Knowledge (THINK)
THETA Healing Advanced – THINK
Eğitmen: Sibel Kavunoğlu

THETA Basic Instructor
Advanced Instructor
Eğitmen: Vianna Stibal

Mind Maps (Zihin haritası)- NLP NOW
Eğitmen : Philip Holt

Nekadar çok insana farkındalık kazandırırsam, nekadar çok insana yaşam, ibadet, Saadet bilincine erişmekte kanal olabilir fayda sağlayabilirsem, yaşamlarında  kendileri olma yoluna rehber olabilirsem bu yolculukta okadar varım!   EyvAllah ile karşılarım!

Güzin Balçık

KARŞI CİNSLE İLİŞKİLER ÜZERİNE

Çok kez duyduğumuz şeyler ;

Nekadar çok evlenen var, ve nekadar çok da boşanan…

Şimdiki gençlik, hiç çekmiyor,  hemen  bırakıveriyor. Eskiden öylemiydi..

Kadın, Erkek eşitliği üzerine söylemler, hayat müşterektir, gibi niceleri…

Sıralanabilir ilişki ve evlilik üzerine.

Olan evliliklerin , çoğu şartlanmalarla ritüel olarak belki de devamda. Gerçekten Mutlu olan da çok var eminim ki; ancak çoğunluğu???

Yorum sizde…

Üzerinde  zaman  harcadım, içime döndüm, kendi duygularımı deneyimlerimi masaya yatırdım. Baştan beri,   çocukluğum, genç kızlığım, evliliğim, kalbim, ayrılığım…. Ve çevreme  tanık oldum, olgunlaşma yolunda bir bilinçle tanık olmaya başladım. Oğlumu, kızımı düşündüm…

Genelin içinde yer almamaları için duacıyım, çünkü bugünün farkındalığıyla ışık olmaya, rehber olmaya çalışan kimliğin rehberlik yapmaya özen gösterdiği kesimin bilincinden gelen bir anne ve babanın çocukları onlar.

Bütün bu aşamalar paralelinde ilişkilerin, birlikteliklerin başlangıçların ve bitişlerin bukadar basit ve özensiz olmasının, Nasıl Oldu …’sunda  vardığım sonuç;

Roller karıştı… enerji boyutunda denge bozuldu, aşırılıklar yer aldı. Eril ve dişil enerji fıtratının, doğasının dışına çıktı.

Yaradan fıtratına uygun programlamış.  Erkek olarak yarattığına göre eril enerjisini baskın kılıp Kadın olarak yarattığına dişil enerjiy baskın kılmış. Her ikisine de fiziken uygun bir beden bahşetmiş. Erkeğin ve kadının kas yapısını  dahi fıtratına uygun yaratmış. Sorumluluklarını ona göre yüklemiş.Kadını mana da baskın kılmış. Ona Rahim vermiş ve dünyaya yeni gelecek bir ruhun hazırlık sürecinin sorumluluğunu vermiş . Kadın rahimdir, estetiktir, sevgidir, merhamettir (bu merhamet, sevgi, şefkat  erkekte yok anlamına gelmez ancak baskın hal kadındadır, ), yumuşaklıktır kadın …

Erkek; güçtür,  mantıktır, maddededir, karardır, güvendir, hırstır, (bunlar da kadında yok demek değildir, ancak fıtratta yoğunluk erkektedir)

Namaza duruken dahi erkekler ellerini göbek altına (güce yönelik enerji merkezi olan 2. Yani sakral çakra) bağlar, kadınlar ise göğüs üzerine ( sevgiye merhamete, şefkate yönelik olan 4. Çakra yani kalp çakranın ) bağlar.

Kadının sorumluluk alanı yaradılışında evinin içi, çocukalrın bakımı, ve güzelliklere dairdir. Erkeğin sorumluluk alanı  yaradılışında dışarıdaki dünyaya , geçimi temin etmeye ve dışarıya karşı ailesini korumaya , kaba ve güç gerektiren konulara dairdir.

Şimdi; yaradılışında kodlamalarıyla, fiziki özellikleriyle, enerjisiyle böylesine varedilmiş  iki farklı yaratılmış kadın ve erkeğin bugünkü hal’lerine bir göz atalım.  Ailenin geçim sorumluluğunu üstlenmiş  gelecek kaygısını taşıyan eli tornavida çekiç tutan kadın ile önüne önlük takmış, mutfakta yemek pişiren, akşama ne yiyeceğiz kaygısını taşıyan, çocuğun altını değiştirip mamasını yidiren bir erkek. Yatırım kararı alan ve uygulayan bir kadın ile arabamı nezaman değiştireceğiz  diye karısına soran bir erkek.

Babayı işyerinden arayan babaya çocukları şikayet eden  hatta daha uçlara gidip hangi öksürük şurubunu vermem gerekiyor diyen kadın ve  işyerinden evi arayıp giderken camı kapatmayı unutma  diyen bir erkek…

Bu örnekler çok sayıda artırılabilir. Bütün bunlar kulağa nasıl geliyor bilmem fakat kendi hayatımda çoğunu deneyimlemişken  yakınlarımda da birçoğunu fark ettim; ki birçoğunuzun ilişki veya evliliğinde de yapı budur herhalde.

Peki, napalım yani eşimize destek olmayalımmı? Kadınlarımızı çalıştırmayalımmı,  Hayat müşterek diyoruz ya! Dediğinizi duyar gibiyim. Tabiiki, rolleri karıştırmadan enerjimizi değiştirmeden bunu yapabilme hali muhteşem olanı.

Kız çocuklarımız, kadınlarımız meslek sahibi olmalı, toplumda saygın yeri ve sözü olan onur duyulan kimlikleri olması güzel,  gerektiğinde  hertürlü ihtiyacını giderebilen; geçimini de temin eden, tornavidayla gevşemiş bir vidayı da sıkabilen veya tıkanmış bir musluğu da açabilen …… olmalı.

Erkek çocuklarımız, Erkeklerimiz  gerektiğinde karınlarını doyuracak yemek hazırlığını yapabilen, bir giysilerini  ütüleyip giyebiliyor olmalı, ya da vazoya bir buket çiçeği yerleştirmek suretiyle evine estetik katabilmesi ve bundan keyif alabilmesi güzel birşey . Fakat önemli olan sorumluluk kısmında bütün bunlar nerde yer alıyor ve birlikteliklerde yükümlülük ve hak tanımları gizli gizli nelere sebep oluyor. Gerçek nedir? Sahte Ne?

Dikkat edilmesi gereken  karşımızdakinin alanına girmemek, onun sorumluluklarını üstlenmemek ve birbirimizin cinsiyetlerine özenle yaklaşıp saygı göstermek kısmı. Çok sevdiğim, her fırsatta tekrarlamaktan da keyif aldığım, doğruluğundan da emin olduğum bir söz;  Bir erkeğe erkekliğini hissettiren kadınıdır. Bir kadına da kadınlığını hissettiren erkeğidir.

Erkekler;

Siz evli veya bir hayat arkadaşı olan  bir erkek olabilirsiniz; kadınıza , tatile bu parasızlıkta nasıl gideceğiz ?, Arabamı nezaman değiştireceğiz? , Senin için şu an bu iş değişikliği uygun olmaz sonra kirayı ödemekte zorlanırız!,   Bu makine çalışmıyor bi baksana… diyor veya mutfağa girip soğan öyle kavrulmaz böyle kavrulur,  bu sehpanın yeri burası olmalı , bu halı böyle durmalı diyor ve hatta daha uç fakat gerçek, (belki de ona nekadar beceriksiz olduğunu hissetirmeyi hedefliyor bile olsanız)  bacak bacak üstüne atıp da ver eteğinin baskısını ben yapayım deyip iğne ipliği elinize alıp bir de kadınınızın etek baskısını yapmaya kalkıyorsanız … ve  de en komiği  ve acısı da sonunda kadın istiyorum sen birtürlü kadın olamıyorsun diye kadınınızı yargılıyorsanız… Eyvah! Eyvah!  üzülürüm size! Geçmiş olsun.  Şimdi dışarıda çıkar kadın ararsınız. Merak etmeyin, değişmeyi seçmiyorsanız şimdiden bir sonraki kadınınızı da aramaya başlayabilirsiniz. Çünkü sonuç sizin için değişmeyecek.  Siz hayatınız boyunca kadına hasret kalacaksınız.

Kadınlar;

Siz evli veya hayat arkadaşı olan  bir kadın olabilirsiniz; kiramı ödemeliyim, hayat boyu kiradamı oturacağım bir ev sahibi olmak istiyorum, araba alayımki çoluk çocuğa hayatı kolaylaştırayım, çocuklara  iyi bir eğitim almaları için kaliteli okullarda okutmalıyım ve bütün bunları karşılayacak bir işim olmalı, daha iyi bir gelire ihtiyacım var işimi değiştirmeliyim bunun için gerekirse gece gündüz çalışmayı göze alıyorum, şu çamaşır makinesinin borusu tıkanmış deyip erkeğinize “ şu takım çantasını versene içinden tornavida alacağım” , gibi  veya benzer yaklaşımdaysanız ve de sonunda  da adam adam değilki; bir erkek istiyorum hayatımda , sorumluluğumu alacak, güvenebileceğim, artık çok yoruldum şikayetleriyle erkeğinizi yargılamaya başladıysanız… Eyvah ! Eyvah! Üzülürüm size! Geçmiş olsun. Mutsuz bir birlikteliğe devam ya da arayışa girdiyseniz değişimi seçmediyseniz bir sonraki erkeğinizi de aramaya başlayabilirsiniz.

Dengeli ve sağlıklı bir ilişkide;

Kadın, kadınlığını yaşayacak erkeğine erkekliğini hissettirecek

Kadın meslek sahibi olacak, üretecek,başı skıştığında belki eline bir tornavida da alabilecek … fakat kazandığı  maddi değer  onun tasarrufunda kalacak.Kazancını nasıl değerlendireceğine kendisi karar verecek (fikir alması,  danışması çok doğal) kendi kazancını kullanımı evin geçimine çocuğunun ihtiyaçlarına dair sorumluluğa dönük olmayacak. Kullanımı kendi istek ve kararında olacak. Ancak; eşinin  sıkıntısı olması halinde “ birikmişim var, veya biliyorsun gelirim var izin ver sana şukadar veya şu zamana kadar veya bu şekilde ( tanımını kendi yaparak ve mutlaka bir  tanım yaparak)  yardımcı olayım, destek olayım gibi yaklaşımlarla eşine tamamen destek olduğunu yardımcı olmayı istediğini hissettirecek (onun alanını işgal etmeden, sorumluluğu almadan) , böylelikle ona eş olduğunu, güvenebileceği dost olduğunu, yoldaş olduğunu hissettirecek. Birlikteliklerinde sevginin, estetiğin, şefkatin,  keyif ve kahkahanın kaynağı olduğunu hissetirmesi ne güzel olur.

 

Erkek,  erkekliğini yaşayacak kadınına kadınlığını hissettirecek

Erkek kendi tasarrufunda yemek yapmasını bilecek, giysilerini ütüleyebilecek, yıkayabilecek hatta belki de mutfakta görev almaktan zevk alacak fakat bunları görev edinmeyecek. Kadınınınizin  verdiği kadarıyla ve faaliyetle mutfakta kadınının yanında olacak.  Eşinin yetemediği zorlandığı durumlarda,  “ biliyorsun yapabilirim izin verirsen sana bu konuda yardımcı olayım  derken hangi konuda olduğunun ve / veya nezamana olduğunun tanımını yaparak (kadının alanını işgal etmeden, sorumluluğu almadan ) yardımcı olmayı istediğini hissetirecek.   Birlikte paylaştıkları evin iç düzeninde farklı olmasını istediği bir şeyin olması halinde; evin içinin kadının sorumluluk alanı olduğunu hatırlayarak  değişimi konusunda kendi dileğini ifade ederek  izin istemesi doğru olacaktır.  Eş olduğunu, yoldaş olduğunu hayatına arkadaş olduğunu, güven olduğunu güç olduğunu  hissettirmeli . Kahkaha, sevgi ve şefkati karşılayan ve  bütünlenen olduğunu hissettirebilmeli.

 

Kendi alanımızda  fıtratımıza  uygun sorumluluğu aldığımızda,  karşı cinsin alanına girmeden ve kendi alanımıza  girilmesine izin vermeden sağlıklı ve dengede ilişkiler olabilmekte birliktelik ve evliliklerde.

Bazen oyun  arkadaşı, bazen iş arkadaşı ya da meslektaş,  bazen eş, bazen sevgili  veya dost…. birlikteliklerin içinde çeşitli sıfatlar  yer alıyor zaman, zaman . Ancak asla birbirine ebeveyn olmadan AŞK hal’iyle olsun hepsi.

Çocuklarımızı da bu farkındalıkla yetiştirelim. Daha küçükten onlara karşı cins tanımlamaları (sen erkek/kız olacakmışsın yanlış olmuşsun gibi)yapmayalım,  karşı cins sorumlulukları  yüklemeyelim. Bırakalım kız çocukları markete veya bakkala gitmeyi öğrensin ancak evde erkek kardeş varken ve uygunken bakkala /markete göndermeyelim.  Erkek çocukları bırakalım masa kurmayı deneyimlesin, öğrensin ancak evde kız kardeş var ve oturuyorken masayı oğlumuza kurdurmayalım.

Örneklemeler ile açıklamaya çalıştım, kah öğretilerimden gelen kah deneyim ve tanıklığımdan gelenlerle.  Her insan bir dünya ve her ilişkinin kendi dinamikleri var. Ancak bunlardan azçok haberdar isek sanırım farklı pencereler açılacaktır birlikteliklere.

Huzur ve Sevgi ol’un  her daim.

 

 

İlişkilerin tükenmişliğinde ana parametre

“ Bir adam vardı kentin girişinde oturuyor ve kentin kapısından giren herkesi izliyordu. Zengini, fakiri kente giren hertürlü insanı görüyor, hertürlü baharatın kokusunu alıyor, hertürlü giysinin rengini farkediyordu.

Günlerce aynı yerde oturup gözlemliyordu.

Sonunda birgün, bu akışın tekdüzeleştiğini ve önceden kestirilebilir hale gekdiğini fark etti. Örneğin; aldığı belli bir baharat kokusuyla kimin geldiğini, hangi binek hayvanla geldiğini ne tür bir yük taşıdığını size söyleyebilirdi.

Herşey bukadar tahmin edilebilir hale geldiğinde adam o kenti kapısında neden oturduğunu anladı. Böylece kalkıp ordan ayrıldı. Çok güzel bir çayıra yürüdü ve deneyimlemediğine yol aldı.”

Bu alıntı hikaye ilişkilerdeki tekdüzeliğin bir ilişkide heyecan ve lezzetin nasıl tükenebileceğini çağrıştırdı. Herşeyde olduğu ilişkilerde de olduğu gibi tekdüzeliğin algılanması bıkkınlık hissiyatıyla ortaya çıktığında ilişkinin kahramanları soluğu çayırlarda almakta ve bilinmeyenin arayışında olmakta.

Her ilişkinin kendi yapısı içinde tekdüzelikten kaçınma yol ve yöntemleri vardır. Günlük akışta küçük değişiklikler, zaman zaman çocuk halleri ile bir oyun heyecanı yaratma, tartışmanın tam ortasında oyunu farkedip farklı açılardan bakıp görülene kahkaha katma…gibi sayısını ve örneklerini fazlasıyla artırabileceğimiz farklı değişkenliklerin yanısıra genelinde değinmek istediğim, ancak erdem ve olgunluk gerektiren hatta her iki tarafın da özgüveniyle birebir alakalı olduğunu düşündüğüm ise; eşlerin birbirlerine alan bırakmaları, arada giz’i korumaları ve belki de zaman zaman “şimdi biraz kendimle olma zamanı, konunun seninle alakası yok, bu aralar iç dünyamda yaşamak istiyorum” deme cesaretini gösterip Sevgili’yi özleme ve özlenmeye izin vermeleri ile ilişkiye molaların dahil edilmesidir.

Uzunsoluklu yolculuklarda molaların kaza ve yokolma risklerini azalttığı gibi.

 

Bazen bazı insanların hayatına yalnızca katalizör olarak gireriz. Onların hayatlarında değiştirmesi gereken durumun düğmesine basar ve sessizce çekiliriz. Ve yüksek farkındalık içinde kalırsak, yaşanılan durumdan etkilenmeden, arkamıza bakmadan yolumuza devam ederiz.

Özet olarak, en büyük düşmanımız en iyi dostumuzdur aslında. Çünkü bizde en büyük değişime neden olur genellikle. Ve her karşılaşma ‪‎kutsaldır. Karşımızdaki insanın tanrısallığını kabul edip o şekilde yaklaşırsak, nefreti, öfkeyi, suçluluk ‪duygusunu, o insana karşı sorumlu olduğumuz ve o ilişkiye mahkum olduğumuz duygusunu ve kini söküp atarız varlığımızdan.

Yaşadığımız her durum, tanıştığımız her insan öğretmenimizdir. Ne kadar kısa sürede öğrenirsek öğrenmemiz gerekenleri, karmamızı çözüp, iç huzuruna, mutluluğa,ideal ilişkimize ve ‪‎ruhsal bütünlüğe ulaşırız…

~Academy of Spiritual Life~